Söz konusu vatan, millet ve millî değerler olduğunda yüksek sesle konuşmak kolaydır. Ancak gerçek sınav, yetki ve makam sahibi olduğunuzda başlar.
Bir yönetici, bir taraftan vatan ve millet sevgisinden bahsedip diğer taraftan emri altında çalışan işçiyi istifaya zorluyor, hakkını vermemek için çeşitli yöntemlere başvuruyor, baskı uyguluyor veya işçinin emeğini değersizleştiriyorsa burada ciddi bir söylem-eylem çelişkisi vardır.
Vatanseverlik yalnızca slogan atmak değildir.
Vatanseverlik; bu ülkenin işçisinin emeğine sahip çıkmaktır.
Milliyetçilik; emri altında çalışan insanın hakkını yememek, ücretini zamanında ve eksiksiz ödemek, kıdem ve diğer işçilik haklarını vermek, çalışanı istifaya zorlamamak ve hukuka uygun davranmaktır.
Çünkü o işçi de bu ülkenin insanıdır. Aldığı ücretle kirasını öder, çocuğunu okutur, alışverişini bu ülkede yapar ve kazandığı parayı yine bu ülkenin ekonomisi içerisinde harcar.
Anayasamız da çalışma hayatını yalnızca işverenin ticari menfaatinden ibaret görmemiştir. Anayasa'nın 49. maddesi çalışanların korunmasını ve çalışma barışının sağlanmasını, 55. maddesi ise ücretin emeğin karşılığı olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Dolayısıyla bir şirketin yerli veya yabancı olması bizim açımızdan temel mesele değildir. Asıl mesele, Türkiye'de faaliyet gösteren herkesin bu ülkenin hukukuna ve çalışanlarının haklarına saygı göstermesidir.
Yabancı bir şirket Türkiye'de yatırım yapabilir, üretim yapabilir ve hukuka uygun şekilde kazanç elde edebilir. Buna karşı çıkmak doğru değildir. Ancak kazanç elde edilirken çalışanların kanundan doğan haklarının ortadan kaldırılması veya işçilerin haklarından vazgeçmeye zorlanması kabul edilemez.
Daha da düşündürücü olan, bunu yapan kişinin bu ülkenin insanı olmasıdır.
Kendi makamınızı korumak veya çalıştığınız şirkete kendinizi göstermek uğruna bir işçinin ekmeğiyle, kıdemiyle, ailesinin geçimiyle oynamak ne vatanseverlikle ne milliyetçilikle ne de adalet anlayışıyla bağdaşır.
“Vatan, millet” demek kolaydır.
Asıl mesele, yetki elinize geçtiğinde karşınızdaki insana nasıl davrandığınızdır.
İşçiye haksızlık yapıp kürsüde milliyetçilik anlatmak kolaydır.
Çalışanı istifaya zorlayıp sonra adaletten bahsetmek kolaydır.
İşçinin hakkını vermemek için türlü yöntemler deneyip ardından millet sevgisinden söz etmek kolaydır.
Gerçek vatanseverlik; kendi insanına faydalı olmaktır.
Gerçek milliyetçilik; emeğiyle geçinen insanı ezmemek, hakkını korumak ve adaletli davranmaktır.
Bir ülke yalnızca fabrikalarıyla, şirketleriyle ve sermayesiyle güçlü olmaz. O ülkenin çalışanı güçlü, huzurlu ve hakkını alabiliyorsa ülke de güçlüdür.
Patronunuza yaranmak için işçinin hakkını yemeyin.
Makamınızı korumak için çalışanı istifaya zorlamayın.
Prim almak için insanların ekmeğiyle oynamayın.
Şirketin menfaatini koruyacağım diye hukuku çiğnemeyin.
Çünkü yöneticilik, işçiye baskı kurma makamı değil; hukuka uygun, adaletli ve insan onuruna yakışır bir çalışma düzeni oluşturma sorumluluğudur.
Lafla vatanseverlik olmaz.
Lafla millet sevgisi olmaz.
Önce kendi insanının emeğine, ekmeğine ve hakkına saygı göstereceksiniz.
En güzel vatanseverlik, bu ülkenin insanına faydalı olmaktır.
En güzel milliyetçilik, kendi milletinin emeğini ve hakkını korumaktır.
Abdurrahman KONYAR
İş hukuk işçi hakları
