Taşeron işçileri Ne ÖSP, ne 4-e; güvenceli, kadrolu iş!

Onur Bakır tarafından yazılan 'Taşeron işçiler ve kadro' dosyası ikinci bölümünde devam ediyor: Ne ÖSP, ne 4-e; güvenceli, kadrolu iş!

Özel Güvenlik İşçi Hakları

Dosyamızın ikinci bölümüne dün bıraktığımız yerden devam edelim. 2015 Haziran seçimlerine kadar taşeron işçilere kadro verilmesi AKP’nin gündeminde hiç olmadı. Haziran seçimlerinden istediği sonucu alamayan Hükümet, 2015 Kasım seçimleri öncesinde asıl işlerde çalışan işçilerle sınırlı olmak üzere kadro sözü verdi. Oysa kamudaki taşeron işçilerin büyük çoğunluğu, temizlik, güvenlik, veri girişi gibi yardımcı iş sayılan işlerde çalışıyordu. Dolayısıyla 500 binden fazla taşeron işçi bu kapsama girmiyordu. 

EN KISA SÜREN MÜJDE  

21 Mart 2016 tarihinde dönemin Başbakanı Ahmet Davutoğlu’nun yaptığı şu açıklama sürecin tüm seyrini değiştirdi: “Asıl işlerde çalışan personelimizi kadroya alıyoruz. Yardımcı işlerde çalışan kardeşlerimizi de kamuya almayı kararlaştırdık. İster asıl iş olsun, ister yardımcı iş olsun, dışarıda kalan tek bir taşeron işçisi kalmayacak.” Açıklama açık ve netti. Kamudaki tüm taşeron işçilere, ayrımsız kadro verilecekti. Taşeron işçiler adeta bayram yapıyordu. Ancak hemen bir gün sonra Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklama, bu bayram havasını dağıttı. Bir dizi koşul sıralayan Ağbal, “720 bin kişi sayı olarak ifade edilse de bunlardan sadece bu koşulları yerine getirenleri alacağız” dedi. Başbakan “kadro” müjdesi vermişti ancak Maliye Bakanı, “özel sözleşmeli personel”den söz ediyordu. 

OYALAMA İLE GEÇEN 1.5 YIL

2016 yılı Mart ayında hükümet yetkilileri, 2016 yılı sonuna kadar ilgili yasanın çıkarılacağını ve 2017 yılı başı itibariyle işçilerin kamuya geçişinin sağlanacağını açıkladı. Ancak bu söz de tutulmadı. 15 Temmuz darbe girişimi gerçekleştiğinde, herhangi bir taslak mevcut olmadığı gibi taşeron işçiler Meclis gündeminde değildi. Buna rağmen AKP, darbe girişimini taşeron işçileri oyalamak için bir fırsat olarak kullandı. Anayasa değişikliği referandumu öncesinde yandaş sendikaların da desteğiyle “referandumda evet çıkarsa, kadro çıkacak” propagandası yürütüldü. Son 1.5 yıl boyunca Hükümet yetkilileri, defalarca “hazırlıklar sürüyor” mealinde açıklamalar yaptı ancak kesin bir tarih vermedi. 

YASA ÇIKSA BİLE UYGULAMA 2019’DA 

Geçtiğimiz cumartesi günü (19 Kasım) CHP tarafından düzenlenen Taşeron İşçilik Çalıştayı’ndan hemen önce Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Jülide Sarıeroğlu, taşeron işçilerle ilgili çalışmanın yıl sonuna kadar tamamlanacağını söyledi. Bu açıklamayı takiben Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, çalışmalarda son noktaya gelindiğini belirterek, “Aralık sonu, Ocak ayı içinde taşeronla ilgili yasa Meclise gelecek ve sonuçlandırılacaktır” dedi. Söz konusu yasa Meclisten 2017 yılı sonu ya da 2018 yılı başında geçse bile taşeron işçilerin kamuya geçişlerinin en erken 2019 yılı başında yapılması bekleniyor. 2018 yılı kamu ihalelerinin yapılmaya devam edilmesi ve 2018 bütçesinde bu çerçevede bir hazırlık yapılmaması da bu ihtimali güçlendiriyor. Sonuç olarak, kamudaki taşeron işçileri en az 1 yıl daha taşeronda çalışma bekliyor. 

KADRO YOK, SÖZLEŞME VAR

Bugün itibariyle kamuoyuna açıklanan bir taslak yok. Altını çizerek belirtmek gerekir ki, son günlerde hükümet yetkilileri “kadro” sözcüğünden ısrarla kaçınıyor ve “kamuya geçiş”, “kamuda istihdam”, “kamuya alma” gibi ifadeler kullanıyor. Hükümet yetkililerinin açıklamaları ve basında yer alan (ve hükümetçe de yalanlanmayan) haberlerden hareketle ortaya çıkan tablo şu şekilde: (1) Yapılacak düzenleme, kamudaki tüm taşeron işçileri kapsamayacak. Az ya da çok dışarıda kalanlar olacak. (2) Kamuya geçiş için belli koşullar aranacak. Bu koşulları sağlamayanlar kamuya alınmayacak. (3) Taşeron işçilere kadro verilmeyecek. Kamuda yeni bir istihdam biçimi oluşturulacak. (4) “Özel sözleşmeli personel” ya da “4-e” olarak anılan bu istihdam biçimi, “3 yılda bir yenilenen sözleşme” esasına dayanacak. (5) Bu istihdam türü güvenceli olmayacak. Performans ve benzeri nedenlerle sözleşmeler yenilenmeyebilecek. (6) Bu kapsamda kamuya alınan taşeron işçiler kamu personeli sayılsalar bile ne memur ne de işçi olacak. (7) Dolayısıyla kamuya geçirilen taşeron işçiler, ne işçi ne de memur haklarından yararlanabilecek. (8) Kamuya alınan taşeron işçilerin çalışma koşulları, hak ve ücretleri yapılacak yeni yasal düzenleme ile belirlenecek. (9) Bu kapsamdakiler, memur sendikalarına üye olabilecek. Dolayısıyla kadrolu işçilerin toplu iş sözleşmelerinden yararlanamayacak. (10) Kamuya alınacak taşeron işçilerden belli haklarından (örneğin muvazaa davalarına dayanan haklarından) feragat etmeleri istenecek. 

TAŞERON İŞÇİLER NE İSTİYOR?

Öngörülen model, taşeron işçilerin beklenti ve taleplerini karşılamaktan fersah fersah uzak. Çünkü taşeron işçiler, “özel sözleşmeli personel” veya benzeri yeni bir istihdam modeli istemiyor. Taşeron işçiler: (1) Kadro istiyor. (2) Güvenceli ve sürekli iş istiyor. (3) Kamu işçisi ya da devlet memuru olmak istiyor. (4) Emekli olana kadar, devlet güvencesinde çalışmak istiyor. (5) Aynı işi yaptıkları, kadrolu işçi ve memurlarla aynı haklardan yararlanmak, aynı ücretleri almak istiyor. Taşeron işçiler, “kamuya geçelim de nasıl olursa olsun” demiyor. Taşeron işçiler, geleceklerinden endişe duymayacakları güvenceli, kadrolu bir iş ve eşit haklar istiyor. 

SONUCU MÜCADELE BELİRLEYECEK 

2015 Kasım seçimleri öncesinde açıkça “kadro” diyen AKP iktidarı bugün yan çiziyor. Güvencesiz ve geleceksiz, eşit hak ve ücret esasına dayanmayan bir istihdam modeli öneriyor. 2016 Martında “dışarıda tek bir işçi bile kalmayacak” diyen AKP iktidarı bugün lafı dolandırıyor. Sınav, mülakat ve benzeri bir dizi koşul öne sürüyor. Sözün özü, AKP iktidarının sözünü tutmaya, tüm taşeron işçilere kadro vermeye niyeti yok. Bununla birlikte eğer taşeron işçiler, sendikalar, emekten yana olan tüm güçler “hak verilmez alınır” derse iş değişir. Taşeron işçilere kadro ve güvenceyi ancak ve ancak birleşen, büyüyen, inatçı ve ısrarlı bir mücadele getirebilir. 

PTT’YE BAK, ÖSP’NİN GELECEĞİNİ GÖR 

Hükümet, önerdiği güvencesiz istihdam modelini “özel statülü personel” ya da “özel sözleşmeli personel” gibi süslü ifadelerle makyajlamaya çalışıyor. Oysa bu tür “özel” statülerin “güzel” olmadığı açık. Bunun en somut örneğini PTT’de görmek mümkün. 2013 yılında çıkarılan Posta Hizmetleri Kanunu ile PTT anonim şirket haline getirildi. Bu kanunda “PTT personeli, 657 sayılı Kanun ve diğer kanunların sözleşmeli personel hakkındaki hükümlerine tabi olmaksızın idari hizmet sözleşmesi ile istihdam edilir” denildi. Böylece kamuda yeni bir sözleşmeli personel statüsü getirildi ve bu personelin Devlet Memurları Kanununun ve diğer kanunların dışında olduğu açıkça belirtildi.Çalışma koşulları yönetmelik ile düzenlenirken; ücret, ikramiye, mali ve sosyal hakları ise PTT Yönetim Kurulu’nun insafına terk edildi. Dolayısıyla “PTT’de idari hizmet sözleşmeli personel” olarak çalışanlar kamu personeli ama kamu personelinin güvencesine sahip değil. PTT, her yıl bu sözleşmeleri yenilememe hakkına sahip olduğu gibi yıl içinde de sözleşmeyi feshetme yetkisine de sahip. 

DIŞARIDA KİMLER KALACAK? 

Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın yaptığı açıklamalara göre yapılacak düzenleme şu işçileri kapsamayacak:

* 1 Kasım 2015’ten sonra taşeronda ilk defa işe girenler.

* 1 Kasım 2015’ten önce işe girmiş olsa bile yasa çıktığında fiilen taşeronda çalışmayanlar.

* Emekli olup çalışmaya devam eden işçiler ile emekliliğe hak kazanmış olanlar. 

* Yılda 12 aydan az çalışanlar ile kısmi zamanlı çalışan taşeron işçiler. 

* Anahtar teslim ihalelerde çalıştırılan işçiler ile ihalesinde işçi sayısı yazmayanlar. 

* Memuriyete atanma koşullar ile kurumların belirleyeceği koşulları taşımayanlar.

* Güvenlik soruşturmasını ve yapılacak mülakatları geçemeyenler.

* Kurumların sınav yapması halinde sınavlarda başarılı olamayanlar.

* Maliye Bakanlığının belirleyeceği sayının altında kalanlar.

BELEDİYELERDEKİ İŞÇİLER NE OLACAK? 

Genel-İş Sendikası Araştırma Dairesi’nin hazırladığı rapora göre belediyelerdeki 422 bin 932 işçinin, 308 bin 998’i taşeron şirket işçisi. Diğer 113 bin 934 işçinin ise yaklaşık yarısı ise belediye şirketlerinde çalışıyor. Belediye şirketlerindeki yaklaşık 60 bin işçinin önemli kısmı yine taşeron ihaleleri ile yasal anlamda taşeron işçi olarak çalışıyor. Maliye Bakanı Naci Ağbal, geçtiğimiz yıl Mart ayında yaptığı açıklamalarda, belediyelerdeki taşeron işçilerin kapsamda olmayacağını açıklamıştı. Basında çıkan son haberlere göre yapılacak düzenleme belediyelerdeki taşeron işçileri de kapsayacak. Ancak belediye şirketlerinde çalışan işçiler kapsamda olmayacak. Sonuç olarak yerel yönetimlerdeki taşeron işçilerin akıbeti belirsizliğini koruyor. 

KAMU VE HUKUK YOKSA KADRONUN KIYMETİ DE YOK

Taşeron işçiler, kadro istiyor. Ancak taşeron işçilerin hepsine kadro verilse, taşeron işçilerin hepsi işçi ya da memur yapılsa bile sorun çözülmeyecek. Çünkü Türkiye’de hem kamu ve hukuk, hem de kamu işçisi ve memurunun güvencesi yok ediliyor. Sırasıyla ele alacak olursak: (1) Uygulanan özelleştirme politikaları ile kamu giderek küçülüyor. Özelleştirmeler, yüz binlerce kamu işçisini ya özel sektörde işçilik, ya 4-c, ya da işsizliğe mahkum etti. Bugün tüm taşeron işçiler kadroya alınsa bile özelleştirme politikalarına dur denilmediği sürece özelleştirme tehdidi, dolayısıyla da güvencesizlik ve işsizlik tehdidi devam edecek. (2) Anayasa değişikliği referandumu ile Cumhurbaşkanına tek imzalı kararname ile Bakanlıkları kurma, kaldırma, Bakanlıkların görevlerini, yetkilerini, merkez ve taşra teşkilatlarını belirleme yetkisi verildi. İlk Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra Cumhurbaşkanı bu yetkilerini kullanabilecek. Kamunun ve işçisiyle-memuruyla kamudaki tüm çalışanların geleceğini tek bir kişi dilediği gibi belirleyebilecek. Böyle bir tek adam rejiminde, ne kamunun ne de kamuda çalışanların güvencesi olmaz, olamaz! (3) Taşeron işçiler, yasal güvence istedikleri için kadro diyor. Oysa bugün Türkiye’de yüz binin üzerinde kamu personeli ve işçi, Anayasaya ve yasalara aykırı biçimde OHAL KHK’leriyle ihraç edildi ve işten atıldı. Atılanların dava yoluyla işlerine geri dönebilmesi yine KHK ile kurulan Komisyon aracılığıyla Anayasa’ya aykırı biçimde engellendi. Anayasal devlet memuru güvencesinin bile hiçe sayıldığı, fiilen yok edildiği koşullarda; tüm taşeron işçilere kadro verilse bile bu kadro güvence sağlamaz, sağlayamaz! (4) AKP iktidarı, “kamu personel rejimi reformu” adı altında zaten fiilen yok saydığı yasal güvenceleri tümüyle ortadan kaldırmayı amaçlıyor. (5) Bugün kamuda çalışan (kadrolu) işçiler, İş Yasası kapsamında. İş Yasası’nın öngördüğü yasal güvence, gerçek bir güvence değil. İşten atılan kamu işçisi, işe iade davasını kazansa bile, kamunun işbaşı yaptırma zorunluluğu yok. Dolayısıyla, taşeron işçilerin hepsi kamu işçisi yapılsa bile bu işçilerin gerçek bir güvencesi zaten olmayacak. Sonuç olarak, bu tablonun bütününe karşı çıkmak, herkes için güvenceli iş ve gerçek bir demokrasi talep etmek gerekiyor…